19 Ağustos 2012 Pazar
14 Ağustos 2012 Salı
sevecek ne çok şey var..
şimdi yüreğini seviyorum, beni sevişini seviyorum, yanımda oluşunu, yüreğime dokunuşunu seviyorum..
daha bana bakışını seveceğim, bana gülüşünü, dokunuşunu, sarılışını, dalıp gitmelerini..
akşam eve dönüşünü seveceğim, film izlerken oluşan ifadelerini, bir bebeğe bakışını, bir hayvanı sevişini..
uyurken irkilmeni seveceğim, irkildiğimde sımsıkı sarmanı..
sevecek daha ne çok şey var..
şimdi yüreğini seviyorum, beni sevişini seviyorum, yanımda oluşunu, yüreğime dokunuşunu seviyorum..
daha bana bakışını seveceğim, bana gülüşünü, dokunuşunu, sarılışını, dalıp gitmelerini..
akşam eve dönüşünü seveceğim, film izlerken oluşan ifadelerini, bir bebeğe bakışını, bir hayvanı sevişini..
uyurken irkilmeni seveceğim, irkildiğimde sımsıkı sarmanı..
sevecek daha ne çok şey var..
3 Ağustos 2012 Cuma
4 Nisan 2012 Çarşamba
böyle bir şey var mı ya?
alıp başını gitmek istemek o anlamda değilmiş meğersem..
şu an hali hazırda gidik durumdayım zira..
bi kaç ay öncesine kadar hiç tanımadığım, birden yok olsam belki farkına varmayacak insanlarla beraberim, sokaklarında bildik bir yüze rastlama ihtimalim olmayan bir yerdeyim ama bazen yetmiyor işte, daha öteye gitmek istiyorsun ve hayat senin duraksadığını görmesin hemen görünmez bir kalemle çember çiziyor etrafına görmüyorsun ama hissediyorsun, ve o karşı konulamaz çemberin dışına çıkma arzusu.. bir adım atıyorsun dışarıya ve hop yeni bir tane çiziyor diğer çemberi kesen.. ortak eleman oluveriyorsun her adım atışında daha çok çemberin ortak elemanı, çemberler çemberleri kesiyor alanın giderek daralıyor, sen başını alıp gittikçe..
alıp başını gitmek başını kolunun altına alıp ya da sırt çantana koyup gitmek gibi, düşünmeden, kafanda ne varsa sana yön veren, bi tarafa atmak ve şuursuz bir özgürlüğün peşine takılmakmış. gittiğin yerde insanlar yapmadan, yürümeye devam ettikçe arkana bakmadan, birilerini bırakmadan, yanına da almadan!
böyle bir şey yok, otur oturduğun yerde!
şu an hali hazırda gidik durumdayım zira..
bi kaç ay öncesine kadar hiç tanımadığım, birden yok olsam belki farkına varmayacak insanlarla beraberim, sokaklarında bildik bir yüze rastlama ihtimalim olmayan bir yerdeyim ama bazen yetmiyor işte, daha öteye gitmek istiyorsun ve hayat senin duraksadığını görmesin hemen görünmez bir kalemle çember çiziyor etrafına görmüyorsun ama hissediyorsun, ve o karşı konulamaz çemberin dışına çıkma arzusu.. bir adım atıyorsun dışarıya ve hop yeni bir tane çiziyor diğer çemberi kesen.. ortak eleman oluveriyorsun her adım atışında daha çok çemberin ortak elemanı, çemberler çemberleri kesiyor alanın giderek daralıyor, sen başını alıp gittikçe..
alıp başını gitmek başını kolunun altına alıp ya da sırt çantana koyup gitmek gibi, düşünmeden, kafanda ne varsa sana yön veren, bi tarafa atmak ve şuursuz bir özgürlüğün peşine takılmakmış. gittiğin yerde insanlar yapmadan, yürümeye devam ettikçe arkana bakmadan, birilerini bırakmadan, yanına da almadan!
böyle bir şey yok, otur oturduğun yerde!
16 Mart 2012 Cuma
ve kıymık tarifsiz acıtır
bi şey anlatmak istiyorsunuz ama anlatamıyorsunuz bunu bi tahayyül eder misiniz?
bu şey gibi; rüyanızda çığlık atarsınız ama sesiniz çıkmaz, ağlarsınız ama göz yaşınız akmaz, nefes almaya çalışırsınız ama alamazsınız bu tarz bi şeydir. aklınızda onlarca harf yüzlerce kelime milyonlarca cümle oluşturur ama siz ifade edemezsiniz, ve bunların hepsi birer dinamittir içinizde beyninizde yüreğinizde bir bir patlarlar her birinin patlayışı diğerini tetikler ve bu bir zincir gibi uzayıp gider.
peki bir insan bir şeyi neden anlatamaz? bunun bir sürü nedeni olabilir ama en çözümsüz nedeni karşındaki insanın sabit oluşudur, kendinden şaşılacak biçimde emin oluşudur. bu insanın tüm algılarını kapatır karşısına koyduğunuz ne olursa olsun ezip geçmeye çoktan hazırdır.
ve bu noktada karşıdaki insanın cümleleri anlamsız kelime yığınları haline gelir, tabiri caizse; "sussa içi rahat etmez söylese hükmü yoktur" çaresiz kalakalır..
bazen karşınızdakini üzmek incitmek pahasına savunduğunuz şeylerin aslında o kadar önemli olmadığını, ya da esnetilebilecek şeyler olduğunu fark etmeniz gerekir, aksi halde üzersiniz ve bu denli kıymetsiz şeyler için üzdüğünüz insan sizi ne kadar sevse de içinde bi kıymık kalır her an batmaya hazır.
bu şey gibi; rüyanızda çığlık atarsınız ama sesiniz çıkmaz, ağlarsınız ama göz yaşınız akmaz, nefes almaya çalışırsınız ama alamazsınız bu tarz bi şeydir. aklınızda onlarca harf yüzlerce kelime milyonlarca cümle oluşturur ama siz ifade edemezsiniz, ve bunların hepsi birer dinamittir içinizde beyninizde yüreğinizde bir bir patlarlar her birinin patlayışı diğerini tetikler ve bu bir zincir gibi uzayıp gider.
peki bir insan bir şeyi neden anlatamaz? bunun bir sürü nedeni olabilir ama en çözümsüz nedeni karşındaki insanın sabit oluşudur, kendinden şaşılacak biçimde emin oluşudur. bu insanın tüm algılarını kapatır karşısına koyduğunuz ne olursa olsun ezip geçmeye çoktan hazırdır.
ve bu noktada karşıdaki insanın cümleleri anlamsız kelime yığınları haline gelir, tabiri caizse; "sussa içi rahat etmez söylese hükmü yoktur" çaresiz kalakalır..
bazen karşınızdakini üzmek incitmek pahasına savunduğunuz şeylerin aslında o kadar önemli olmadığını, ya da esnetilebilecek şeyler olduğunu fark etmeniz gerekir, aksi halde üzersiniz ve bu denli kıymetsiz şeyler için üzdüğünüz insan sizi ne kadar sevse de içinde bi kıymık kalır her an batmaya hazır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)