geçerken uğramış, on milyonluk şehirde ayakları onu buraya kadar getirmişti. tam karşımdan bana doğru geliyordu, özellikle yapmış olabilir miydi, sanmam... öyle değilse bile hiç hoş bi' karşılaşma değildi.
ilk aklıma gelen yolumu değiştirmek oldu, yada belki katı bir ifade takınıp, soğuk bir merhabayla geçiştirebilirdim. belki görmezden gelirdim.
ben ne yapacağıma henüz karar verememişken, birden gözlerini kısıp kocaman bir gülücük oturttu yüzüne. şaşkındım adımlarım gittikçe yavaşlıyordu ki, yanımdan koşar adım geçen orta boylu bir adamın rüzgarını hissettim... o da koşarak adamın kucağına attı kendini.
birden tek bir vücut olup döndüler etraflarında, savrulan saçlarına baktım... onlara dokunmuşluğum vardı...
nihayet durduklarında uzun ve sıcak bir öpücük verdiler birbirlerine... ve yine sarmaş dolaş, kıkırdayarak geçip gittiler yanımdan...
kendime geldiğimde öylece kala kaldığımı fark ettim... yüzündeki ifade o kadar gerçek ve samimiydi ki... sahi bana da böyle aşkla gülümsemiş miydi?
eminim gülümsemişti, ama ben fark etmemiştim...
kendimle öyle meşguldüm ki!
o gün anlamıştım kendi etrafımda, kendime pervane dönüp durduğumu. o gün - bu gündür düşünürüm, daha neleri kaçırdım aceba hayatta!
13 Ocak 2011 Perşembe
10 Ocak 2011 Pazartesi
özür
uzun zamandır özür dilemem gereken biri var... karşılaşmamak için elimden geleni yapsamda her sabah orada durmuş yüzüne bakmamı bekliyor... havluyu kapayıp yüzüme geçiştiriyorum...
yürüdüğüm yollarda camekanlardan, açtığım pencerede camdan, simsiyah ekrandan, telefonun yansımasından gözlerini dikiyor gözlerime...
bi' şey söylemeliyim biliyorum, toparlayamıyorum, ne denir ki!
tek şansı vardı yaşamak adına ve ben onu mahvettim... hatalarını düzeltip geri veremedikten sonra ne söyleyebilirdim, ne desem küfür gibi gelmez miydi!
üzgün olduğumu görmüyor muydu, neden yargılar, neden döver gibi bakıyordu ki!
her gece bu sabah dedim, bu sabah yüzleşeceğim. aynen bana baktığı gibi bakıp gözlerine "özür dilerim, benim hatam... beni affedebilecek misin" diyeceğim.
olmadı yapamadım...
şimdi pencerelerden uzak, yolu ortalayarak, aynalara küs...
yürüdüğüm yollarda camekanlardan, açtığım pencerede camdan, simsiyah ekrandan, telefonun yansımasından gözlerini dikiyor gözlerime...
bi' şey söylemeliyim biliyorum, toparlayamıyorum, ne denir ki!
tek şansı vardı yaşamak adına ve ben onu mahvettim... hatalarını düzeltip geri veremedikten sonra ne söyleyebilirdim, ne desem küfür gibi gelmez miydi!
üzgün olduğumu görmüyor muydu, neden yargılar, neden döver gibi bakıyordu ki!
her gece bu sabah dedim, bu sabah yüzleşeceğim. aynen bana baktığı gibi bakıp gözlerine "özür dilerim, benim hatam... beni affedebilecek misin" diyeceğim.
olmadı yapamadım...
şimdi pencerelerden uzak, yolu ortalayarak, aynalara küs...
9 Ocak 2011 Pazar
yalan
hafızamı kaybetsem yahut ölüp dirilsem yeniden, beni gerçekten sevdiğine inandıracak bir sürü insan olurdu
beni ne kadar çok sevdiklerini, benim için neler yaptıklarını anlatırlardı...
ve bendeki yerlerinin ne kadar özel olduğunu...
allahtan hatırlamıyor olurdum yalanın yüz ifadesini!
beni ne kadar çok sevdiklerini, benim için neler yaptıklarını anlatırlardı...
ve bendeki yerlerinin ne kadar özel olduğunu...
allahtan hatırlamıyor olurdum yalanın yüz ifadesini!
8 Ocak 2011 Cumartesi
aşk üzerine -2-
anılarına sımsıkı bağlı bir insan olarak, bir tek şekilde kabul edebilirim hafızamı kaybetmeyi; ilk kez ki gibi aşık olabilmek kaydıyla.
5 Ocak 2011 Çarşamba
parmak uçlarınla sev beni...
parmak uçlarınla sev beni...
evet evet parmak uçlarınla...
parmak uçlarında yürür gibi, belki zerafetten, belki rahatsız etme korkusundan...
parmak uçlarınla; okşar gibi, belki şefkatten belki tahrik etmek ister gibi...
parmak uçalarınla; bir zile basar gibi, belki bin yıllık özlemle, belki bi yabancı tedirginliğiyle...
parmak uçlarınla; dudağına götürüp öpücük yollar gibi...
parmak uçlarınla; camın buğusuna yazı yazar gibi...
parmak uçlarınla; ufuk çizgisini işaret eder gibi...
evet evet parmak uçlarınla...
parmak uçlarında yürür gibi, belki zerafetten, belki rahatsız etme korkusundan...
parmak uçlarınla; okşar gibi, belki şefkatten belki tahrik etmek ister gibi...
parmak uçalarınla; bir zile basar gibi, belki bin yıllık özlemle, belki bi yabancı tedirginliğiyle...
parmak uçlarınla; dudağına götürüp öpücük yollar gibi...
parmak uçlarınla; camın buğusuna yazı yazar gibi...
parmak uçlarınla; ufuk çizgisini işaret eder gibi...
fırtınada çığlık çığlığa bir kedi
o gece fırtına hiç dinmedi, bir kedi sabaha kadar miyavladı...
gökyüzü içinde ne varsa bıraktı dünyanın üzerine, ağlayamayışımızdan utanalım diye... utanmayı çoktan unutmuştuk, ağlamayı da...
kocaman tavırlar içinde nasıl da küçülüyorduk... nasıl şuursuz ve kendimize karşı acımasızdık...
"büyütme" dedin, büyütmek için oradaydım halbuki, "peki" dedim. ben büyütmedim ama sen küçülmekte ısrarlıydın...
ah Lenardo hayallerimin efendisiydin, köleliğe razı olmamalıydın!
gökyüzü içinde ne varsa bıraktı dünyanın üzerine, ağlayamayışımızdan utanalım diye... utanmayı çoktan unutmuştuk, ağlamayı da...
kocaman tavırlar içinde nasıl da küçülüyorduk... nasıl şuursuz ve kendimize karşı acımasızdık...
"büyütme" dedin, büyütmek için oradaydım halbuki, "peki" dedim. ben büyütmedim ama sen küçülmekte ısrarlıydın...
ah Lenardo hayallerimin efendisiydin, köleliğe razı olmamalıydın!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)