28 Ocak 2011 Cuma

ilk çeyrek

bakmayın arada hayıflandığıma güzel bi' hayat yaşadım...

köpeğimin yavrularını kucakladım, gözleri açılmadan henüz annesini kaybeden bi' kediyi ellerimle besleyip yaşattım, hatta inanmazsınız balığım ben üzülmeyeyim diye üç gün direndi ölüme.

güller yetiştirdim, dut ağacına tırmandım, yelkenliyle açıldım rüzgar içimden geçti, o kadar saydamdım.

bebekler doğdu elime, içime çektim kokularını... doğuma giden bir annenin gözyaşlarının tuzu var halla ellerimde.

inandıklarımın peşinden giderken buldum kendimi hep, kaybettiğim yollarda buldum aramaya cesaret edemediklerimi.

azgın suların üzerinden atladım, bisiklet sürerken kollarımı açtım dünyayı  kucakladım, dizlerim de yara izleri var hala, düştüm.

yağmurda donuma kadar ıslandım.

 "seviyorum ulan orospu çocuğu" diye haykırdım.

berbat sesimle avaz avaz şarkı söyledim.

hiç tanımadığım insanlara gülümsedim.

ve sevdim, sevebildiğimce, hiç esirgemedim sevgimi, bonkörce savurdum.

ne zaman ihtiyaç duyulsam olmam gereken yerdeydim. acil durumlarda kırıldım!

25 Ocak 2011 Salı

susmalı bazen

"sana özür borcum var" dedi.

"hangisi için" dedim "hangi biri için?"

sustu! yeğlediğim buydu, nasıl izin verirdim konuşmasına, konuşup basit özür cümleleriyle acılarımı azımsamasına...

bazen kuracağınız cümle telafi etmeye yetmez, böyle zamanlarda susmalı! gerçekten hissediyorsanız eğer gözleriniz yalvar yakar özür diler zaten.

21 Ocak 2011 Cuma

"yüzünü dökme küçük kız"

tek başına olmana rağmen ağlarken sessiz olmaya çalışmak, hıçkırıklara boğulup sonra durunca ağlaman, kalkıp kendine bitki çayı yapman rahatlatmak için kendini, yanına oturup elini omuzuna koymak yine kendinin... gözlerin şişmesin diye tampon yapmak... buydu işte (u)mutsuz olmak...

soruların ne önemi vardı... kimdi ağlayan... hangi sen ha... ne fark ederdi...

hani şu herkesin tanıdığı farz edelim, güçlü olan... ayakları yere basan... olabilir o da ağlayabilir, kimse görmedi merak etme!

yada şu edepsiz meçhul yazar... ona alışık zaten herkes, bi' gelir giderler ona, umursamaz kimse onu!

annesin küçük kızı mı yoksa ağlayan, noel babanın olmadığını mı öğrendi?

boşversene hadi bi öpücük kondur hepsinin yanağına, yerlerine yatır, üzerlerini ört!

18 Ocak 2011 Salı

geveze aşık

bir an sadece...
herkes, her şey susmuştu.

durup dururken...
deli gibi konuşmaya, seni anlatmaya başladım.

sanki yıllardır mühürlü olan dilimi serbest bırakmışlardı,

anlatıyor... anlatıyordum.

bazen nefes almayı unutuyor tam boğulacakken yutkunup derin bir nefes alıp devam ediyordum anlatmaya.

kah ellerinden bahsediyordum, kah bakışlarından...

bana söylediklerinden, yaptıklarımızdan, yapmamız gerekenlerden...

konudan konuya atlıyordum. ama bütün konuların kahramanı sen!

dışarıdan deli gibi göründüğümü ve söylediklerimin bir kelimesinin bile anlaşılmadığını biliyordum.

çılgın gibi anlatıyordum...

en nihayet yorulup sustuğumda,

insanlar yüzüme bakıyor ve bende bıraktığın etkiyi naif bir gülümsemeyle karşılıyorlardı.

17 Ocak 2011 Pazartesi

başka sularda yüzmek

yine başka sularda yüzüyorum

başka sularda kendine başkalaşır insan

başka sularda birine attığın her kulaç, bir an gelir dönüp suratına çarpar

derin mi, sığ mı riske girmeden bilemezsin

aldatıcıdır ve yorucu

çoğu zaman geri dönmeyi göze alamazsın

takatin bitip vazgeçtiğinde o seni kıyıya atar

ve aşk hep kendi kara suların dışındadır

16 Ocak 2011 Pazar

"ben oradaydım"




ben oradaydım sevgilim...

bu ilişkinin iki tarafı tek tanığı vardı... o da bendim, ben oradaydım sevgilim...

seni deli gibi severken, dünyayı arkama alıp sana gelirken...

seni içime kazıyacak yavaşlıkta öperken...

ben ordaydım...

bedenin bedenime yapışık, aklın başka yerdeyken...

kendimi değersiz hissederken...

bazı şeyler biterken...

sen oradayken... ben oradaydım sevgilim...

şimdi aşkı anlat insanlara...

sevmeyi anlat insanlara...

kendini anlat insanlara...

ama bana anlatma, ben oradaydım!

14 Ocak 2011 Cuma

yıllar sonra Nazım'dan gelen... evrenler arası armağan

Bir Ucu Bir Kuyuda Kaybolan Rüzgârlı Bir Şosede


Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede

bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak

yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın

bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil

Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak

ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan

yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse

bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız

Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak

ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum

ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor yürüyüşünü

bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine

o yanıma varmadan



Nazım Hikmet