19 Aralık 2011 Pazartesi

Köpek Yalnızlığım

...

İlk çağırışımda gel
İkincisinde çok geç olabilir
Ve ben ilk çağırışında geleceğim
İkincisinde çok geç olabilir
Kimbilir nasılım ve nerdeyim
Bulursan ne olur beni bırakma
Bulamazsan aradığın yerdeyim
Hani o toprakla denizin kesiştiği
Kumların üzerine yorgun gölgelerin düştüğü
Sevenlerin ürkek adımlarla buluştuğu o yerde!

Yoksul rıhtımlarda köhne gemiler
Benden bir parça koparıp gider
Ben hep böyle yarım, ben böyle kırık dökük
Ne olur beni bırakma bulunca
Ve ilk çağırışımda gel
Sarsın krallığım yeryüzünü bir uçtan bir uca

Elini uzatsan tutacaksın
Yakındayım
Baksan göreceksin
Görsen seveceksin
Aradığın benden başkası değil
Farkındayım
Benim yüreğim değil
Kayan bir zamandır avuçlarından
Uzat ellerini susadım
Güzelliğin
Bir eski şarap gibi sızıyor parmak uçlarından

Gel diyorum
İlk çağırışımda gel!
Gel ki
Aydınlığında
Bütün geceler gündüz olsun
Dinle, uzak bir saat onikiyi çalıyor
Ne güç anlamıyor musun
Bir ömür boyu arayıp da seni bulmamak
Ben yokluğunda böyle yok, böyle yoksun
Ben yokluğunda böyle paramparça
Sensiz olmak hiç olmamak!

Ümit Yaşar Oğuzcan

14 Aralık 2011 Çarşamba

aklımda!

kabullenmek! tanrım ne kadar acımasızca çaresiz bir kelime, asla kabul etmeyecek olduğun bir şeyi mecburen kabul etmek, kimseye bunu yaşatmak istemezdim, kimse bunu yaşatsın istemezdim ama elimizde değil değil mi, insan oğlu çaresiz bir yaratık, eli kolu bağlı kalmaya mahkum, her şeye muktedir hiçbir şeye hükmü geçmiyor.. tezatsın ey ademoğlu çelişiksin, güçlü fakat acizsin, her şeye sahip olabilirsin ama bir şeye sahip olmazsan aslında hiçbir şeye sahip olamıyorsundur..

etrafında delice dönüp durduğun şeyle, durup dönmen arasında saliselik bir farkındalık varken, dönüp durmakla, bi durup dönmek arasında ömür harcıyorsun..

delice istediğin şey için aslında delirmek gerekmiyor diyorum, aklını başına al diyorum.. aklını kaçırıyorsun, fidyeye bile değmeyecek akılı neden kaçıyorsun? sen aklını kaçırdın diye minyon dolarlık hayali sana verirler mi sanıyorsun.. vermezler! verseler bile kıymeti var mı sanıyorsun? bereketsiz bu hayaller bak söylüyorum elde edince nasıl kaybettiğini anlamazsın bile. sor bak senden önce hayallerinin altılısını tutturanlara yine başladıkları yerdeler, hay(al)dan gelen “huy”a  gider, huyumuz kurusun! bitirmek tüketmek için yaşıyoruz, yaşanınca tükenir biliyoruz, bile bile lades oluyoruz diyorum.

8 Ekim 2011 Cumartesi

"KADIN KURTARILAMADI"

dün gazetedeki manşet ve bugün yapılan açıklama.. bir tek Fatih Altaylı için konuşmuyorum, genel olarak erkekler bu konulara bu kadar derin girmesinler, gerçekten üzüldüklerine inanıyorum lakin bu şekilde olmaz, kaş yaparken göz çıkarmak bu!

tamam istediğin buydu,  o fotoğrafı herkesin gözüne soktun;

- zaten şiddet görüp ses çıkaramayan kadının gözüne soktun (sığınma evine gidersen başına bu gelir, dayağa razı ol öldürse daha mı iyi??)

- kız çocuklarının gözüne soktun (zaten çekingen ve güvensiz olan kız çocuklarının)

- sen ne yaparsan yap ne yazarsan yaz okuyamayacak kadar insanlıktan çıkmış adamın gözüne soktun (demek ki sığınma evine gidenin hakkı bu!!)

- o kadının çocuklarının gözüne soktun (annelerini o halde hatırlayacak olan çocukların)

şimdi bile bile yaptım diyorsun, biliyordum diyorsun. hayır biz biliyoruz, ummadığın bir tepki alıp bundan bile nemalandığını!

şimdi sana kızanları suçlu adledecek kadar şuursuzsun..

evet fatih altaylı; kadın kurtarılamadı!!! (tıpkı haberin en alt satırında duygusuzca yazılmış bu cümle gibi "kadın kurtarılamadı!!!"

Fark etmek

ruh bedenden ne zaman ayrılır?

ruh bedenden, bedeni ait olmadığı bir yere hapsettiğinizde ayrılır! ait olmadığı bir yere, ait olmadığı bir bedene hapsettiğinizde ruh bedenden ayrılır ve siz kendinizi bir ölü gibi hissedersiniz, farkınız da yoktur bir ölüden; donuk bakışlarınız, cesete benzer gülüşleriniz vardır. ölüden tek farkınız ruhunuzla bedeninizi tekrar buluşturabilecek oluşunuzdur, ama nasıl?

içinize dönerek, ruhunuzun izini sürerek..

bu iz sürme sonucunda ruhunuzu ait olduğu yerde sizi beklerken bulursunuz, siz tüm dünya işlerinden sıyrılıp, kendinizi ruhunuzun kölesi yaptığınızda, ruhunuz ait olduğu yerde ait olduğu bedenler bulacaktır.. ve belki de hak ettiğiniz huzur o kadar da uzak ya da bulunmaz değildir.

huzur ve mutluluk insanlara bu kadar erişilmez gelmeseydi daha çabuk bulunurdu, "bi şey size ne kadar zor geliyorsa tam da o kadar zordur". elde etmek için önce ulaşılabilir olduğuna inanmak lazım. huzur ve mutluluk sizin onları bıraktığınız yerde, gözünüzü ayırdığınız, görmezden geldiğiniz yerde, yani tam da gözünüzün önünde!

"mutluluğu yakalamak" diye bir şey yoktur çünkü mutluluk kaçan birşey değildir, olsa olsa mutluluğu fark etmek vardır..

31 Temmuz 2011 Pazar

vay beni beni

yaz aylarındayız malum, havalar da sıcak.. evde en pratik serinleme yöntemi hava sirkülasyonu (yani cereyan yaptırma afili olsun diye öyle yazım "hava sirkülasyonu"). hal böyle olunca ben de evde ne kadar kapı pencere varsa karşılıklı açıp hava akımını sağlıyorum. perde kıpırdamıyor derler ya işte tam da öyle oluyor ama olsun ben psikolojik olarak daha iyi hissediyorum.

yine dün gece  binanın ilk dairesi olan! ve haliyle her girip çıkanın önünden geçtiği dairemde takılıyorum (zaman zaman hilal cebeci style) komşumu üçgen vücudu, pijamaları ve çıplak ayaklarıyla kapıda görünce bi gereksiz endişeyle "iyi misin" dedim, demiş bulundum.. meğerse adam şeker istemeye (komşuculuk oynamaya gelmiş) benim gereksiz tepkime maruz kalınca şekeri alıp gitti. ben iç sesimle "ya pardon baştan alabilir miyiz, bak ben habersiz gibi yapacağım sen bi daha gel, gözlerimi kısıp, yatak odası sesimle "hımm kimleri görüyorum, size nasıl yardım edebilirim bayım" diyeceğim, desem de duymadı..

heeey kime diyorum!!

gitti yaa :/

28 Haziran 2011 Salı

harcamak

günlerdir herkesin takık bir şekilde sorduğu soruya aynı takıklıkla aynı cevabı veriyorum;

çünkü bi' şekilde para harcayacağım ve ben bu şekilde harcamak istiyorum, herkesin öncelikleri başka başkadır benimki de bu!

ben hiç para biriktiren bi' insan olmadım, eğer çok istediğim bir şey yoksa öyle haybeden para biriktirmedim hiç.. mütemadiyen harcadım, kendime değilse başkalarına. zaten bence para saklanan bir şey değildi olmamalıydı yani sorumluluğun yoksa kendinden başka birine. biriktirdiğim parayı harcayabileceğim bile garanti değilken üstelik. hem bin bir sıkıntıyla para biriktirip huzurla harcamak çok da olası görünmüyor. ne diyordu filozof; insanlar önce para kazanmak için sağlıklarını sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybederler. zaten bi filozoftan eksiğim yok sadece birkaç çağ fazlam var :) sadece bir kaç çağ önce doğmuş olsaydım en iyi şair, filozof ve edebiyatçı kesin ben olurdum diye düşünürüm hep, bence haklıyım.

yani diyeceğim o ki bir insanı kısa yoldan tanımak istiyorsam parayı neye harcadığına bakarım. bu yüzden bazılarımız parayı harcar bazılarımız kullanırız ;)

11 Mayıs 2011 Çarşamba

her şey aynı

her sabah gözümü açtığımda, her şeyin aynı olduğunu fark ediyorum keşke mahmurluk sürem biraz daha uzun sürseydi, gözümü açar açmaz idrak ediyorum, aynı saçmalıklara uyandığımı ve böyle durumlarda ben yorganı tepeme çekip nefessiz kalana kadar bekliyorum sonra açıp derin bir nefes alıyorum, belki bakış açım değişir diye...

ı ıh... her şey aynı


yine tahmin ettiğimden geç uyanmışım, hiç bir yere gecikmemiş olsam da gün dışında...

yine duvar saatim durmuş...

şakir yine yataktan düşmüş...

ve ben yine gördüğüm rüyalardan yorgun uyanmışım.